Çarşamba, Kasım 25, 2009 - İÇ DÖKÜŞ...
Bazen ne kadar çocukça düşünüyorum. Öyle böyle değil blog. Hatta safça, bildiğin böyle :)
Heee, bu arada geldim de ben. Her şey bıraktığım gibi ama kimse bıraktığım yerde değil. N'olmuş buralara? Neyse, mevzu bu değil.
Arada içimden kendime sövüyorum. Hatta kendimi bir kaşık suda boğmak istiyorum. Ben böyle de değildim. Güçlü biriydim ben. Gerçi hala öyle gözüküyorum ama sadece gözüküyorum. Kukla gibiyim aslında. Lazım olduğunda kutusundan çıkarılan, sıkılınca da tekrar kutusuna bırakılan bir kuklayım. Ne hoş!
Durum vahim. Bak, yine küfrediyorum kendime:) Sonra 'bizim kızlar'la her gün;
b.k.: bizim kızlar
z.: ziyaretçi
b.k.: kendine aptal deyip durma, neresi aptallık bunun.
z: neresi değil? söyler misiniz? salağım ki ben. bak hala söylüyorum.........
şeklinde kavga, gürültü, tartışma.
Ayrıntıya pek girmedim ondan sonrasında kendime küfrediyorum çünkü :)
Bu ara kaybediyorum. Garip olan, benim olmasını istemediğim şeyleri kaybedişime bile üzülmem. İyice kördüğüm olmuşum di mi?
Benim olması gereken şeylerin zayiliği de belli değil. Olsun ben ona da üzülüyorum. Kaybedişe yakın bir yerdeler çünkü.
Ya da "Bırakıp gideceğim." diyorum her gün. Onun da kavgasını yapıyoruz 'bizim kızlar'la. Gider miyim hakikaten? Bilmiyorum. Saçmalık oysa ki! Gitmek de istemiyorum üstelik. Kafam eser de ya gidersem? Yine kendime yapıyorum ne yapıyorsam. Reva bana. Hak ettiğimi düşünürsem daha kolay katlanıyorum. Hak etmediğimi de biliyorum. Olsun. İyidir arada. Olur öyle. :)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazartesi, Eylül 21, 2009 - VEDA ŞEYSİ:)
Bir veda yazısı blog. Hatta sen bu satırları okurken ben valizimi topluyor olacağım. Efendim, yeni eğitim ve öğretim yılı hayırlara vesile olsun. "Büt. lere kalmadan finalleri geçmek nasip olsun." diyerek duamı da yapayım. "Sizi çok özleyeceğim." demek isterdim . Bilmiyorum şu an, belki özleyebilirim. Bana pek belli olmuyor. Fakat eve gelmediğim sürece yazı yazamayacağım. Biliyorum üzülüyorsunuz . Ben aşırı feci sıkıldığım için o kadar üzülemiyorum. Hep derim "Öğrenci milletinin tatil neyine dayayın sınavları verin ödevleri ". Zaten daha finaller bitmeden diyordum "Ben bu tatil sıkılırım." diye. Öyle de oldu. Zira bir final dönemi daha atlatabilirdim ben. Düşünün nasıl gaza gelmişim. Neyse veda yazısının kısası makbulmüş( hasta ziyareti değil miydi o ya ). Kendimizi daha fazla karıştırmadan gidelim blog. Beni bekleyin anacımmmm.

|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cumartesi, Eylül 19, 2009 - İYİ BAYRAMLAR
Efendim, ben aslında bayramları pek sevmem. Çünkü tüm akrabalarımla aynı şehirdeyizdir. Şehrin de pek büyük olmadığı düşünülürse, senede bin beş yüz kez gördüğün insanların sanki seni ilk kez görüyormuş gibi davranmalarına bir anlam veremem. Hani şöyle birkaç akrabam uzakta olsaydı da, biz ziyarete gitseydik daha güzel olur gibi gelmiştir bana hep. Herkes bir yerlere giderken bize de apartman bekçiliği yapmak düşer. Aslında ben size arefe günü annemin beni külkedisinin üvey annesini sollayan derecede sömürmesini yazacaktım. Ancak pek hoş olmayan bir durumdan ötürü vazgeçiyorum bu yazıyı yazmaktan. Zira halim hal değil. Sinir oldum. Çok düşünceli(!) eski bir arkadaş(!) sayesinde ... Diyorum ya, bir ses duymaya ihtiyacım var, o hakkımı da akşam kullandım. Bilseydim bugüne saklardım. Sözün özü; iyi bayramlar...
Bu da bayram şarkısı olsun. Dinledikçe beni anın efendim.
Ezginin Günlüğü'nden geliyor . Sarhoş Balık İle Topal Martı Gel yollara düşelim Sırtında yeditepenin Ardına takılıverip bir tekir kedinin. Gel dillere düşelim Fincana fala çıkalım Camdan cama bakarak Bir oyun kuralım
Çık denizin çık yüzüne Buluşalım orda senle Sen zaten sarhoş bir balık Bir topal martı ben de
İn denizin in yüzüne Buluşalım orda senle Sen zaten topal bir martı Sarhoş bir balığım ben de
Gel dalgaya düşelim Sandalda rakı içelim Bir kötü arkadaş edinip Peşinde uçalım Gel çocuklara soralım Gel masalları gezelim En güzel denizi bulup Suyunda yüzelim
Gel denizin gel yüzüne Buluşalım orda senle Biz yorgun bi kentin Aşık yüzleriyiz Sen de
Gel denizin gel yüzüne Buluşalım orda senle
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Eylül 17, 2009 - AMA BİZ SADECE ODA SPREYİ ALACAKTIK:)
Kadınların alışveriş merakını hiç anlamadım ve bugüne kadar bende öyle bir merak peydah olmadı. Bu konuda annem sayesinde oldukça muzdaribim. Bir şeye ihtiyacım varsa, şöyle bir göz gezdiririm vitrinlere ve beğendiysem bir şeyi onu alırım. Annem gibi “Bunu mu alsam? Bak onun da yakası değişikmiş, farklı rengi varmış.” muhabbetine hiç girmem. Beynim bu soruları bir saniyede bertaraf eder ve ben ne alacaksam onu, o an alırım. Benim gibi bir insansanız alışveriş size ölüm gibi gelir.
Bugün annem tarafından pazara sürüklendim. Sürüklendim diyorum çünkü istemedim ama söyleyemedim de. Eğer söyleseydim o zaman söylenmeye başlayacaktı, ki bu pazara gitmekten daha da kötü bir durumdu. İçimden söylenerek pazara giymeyi tercih ettim ben. Pazara gidiyoruz ya güya, ama yetmez "Önce markete uğrayalım." dedi. Oda spreyi mi yoksa döşemelere sıkılan bir şey mi ne bitmiş. “Anne, o zaman ne bittiyse onu alalım, lütfen.” diye durumu izah etmeye çalıştım. Sevmiyorum n’apayım. Ama karşılığında “Tamam canım, sanki farklı bir şey için gidiyoruz.” diye kızgın bir cevap aldım. Niye o kadar kızdıysa artık. Girdik markete. Neyse ki şanslıyım market ve pazar yan yana… Reyonların arasında dolaşıyoruz. Yumoş mu ne alacakmışız ya. Oradan yumuşatıcılara bakmaya başladı.
- Bak bu 21 kapakmış. Bundan alayım mı?
- Bilmem, fark eder mi? Ne kullanıyorsak önceden, şimdi de onu al. İçimdense ‘ Öff ya ben ne anlarım, hepsi aynı işi görmüyor mu bunların? Neyse sakin ol Dilhun, kendini gaza getirip laf çevirme anneye. Azarlanmaya gerek yok. ’ diye kendi kendime konuşuyorum. Ben kendi kendime konuşurken “Buranın pidesi güzel oluyormuş, sen bekle pide alayım.” dedi. “Anne, olur mu öyle şey? Geleyim ben de.” dedim. Tabi, o sırada elimizde yumuşatıcı, oda spreyi, isteğim üzerine alınan Toblerone, leke çıkarıcı vardı. Biz sadece Yumoş almaya girmiştik di mi? “Pideyi de aldık ama çile bitmez.” diye düşünürken annem çevirdi beni: “Orada çok güzel bir etek gördüm, bir baksana. Çok beğeneceksin.” dedi. “Eh bakayım bari” dedim. Ama hakkını yememek lazım zevkimi biliyor. Kırk yılın başı bir etek aldım hem de çok beğenerek. Yani pazar işkencesi güzel bir şeye bağlandı. Daha pazara bile gitmediğimizi söylemiş miydim?  İnsafa geldi de fazla oyalanmadık. Yok insafa falan gelmedi, tansiyonu düştü de pazara geçebildik. ‘Eyvah asıl işkence şimdi başlıyor!’ diye korkarken alacaklarımızı hızlıca aldık ve eve döndük. Kollarım poşet taşımaktan uzadı ama bu konu hiç önemli değil. 'Alışveriş' dediği işkence bir an önce bitti ya ben poşet taşımaya da razıyım.
Bu sefer ucuz atlattım. Tek korkum, arife günü de alışverişe çıkmak istemesi ihtimali.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazar, Eylül 13, 2009 - SEN ORADA DUR!
İnsan yıllardır görmediği birini en son haliyle hatırlamak ister. Yıllar sonra karşılaşıldığında verilen o saçma tepkilerin çoğu bundandır. Geçenlerde şu bahsettiğim çocukluk arkadaşım(artık arkadaşım diyorum )la Facebook’ta karşılaştık. Karşılaşmaz olaydık. Selam, hoş beşten sonra 'eski günler ne güzeldi!' muhabbeti dönmeye başladı. Aman ne iyi! Eski günler diye bahsettiği de bir o kadar eski, 14 yıl öncesi… Yani çocukluk hatta bebelik dönemimiz. Bahsedilecek, yad edilecek bir dönem değil. Sadece hatırlanır, “Ya benim de böyle bir arkadaşım vardı.” denilebilecek türden bir şeydir. Ben de her normal insan gibi böyle demek istiyorum. 14 seneden sonra karşılaştığım bir insanla daha ne halde olduğumuzu, nasıl bir değişim geçirdiğimizi anlamadan görüşmek fikrine bu yüzden sıcak bakmadım. Ama “Eski günlerin hatırıdır.” deyip istemeyerek de olsa kabul ettik görüşmeyi. İçime de sinmiyor. “Ne de olsa sadece bir görüşme, çok sıkılırsam bir bahane uydurur kalkarım” diye kendimi alıştırmaya çalışıyorum görüşme fikrine. Bir yandan da verilmiş ama dışsal sebeplerden dolayı gerçekleşememiş sözlerin ağırlığı… Neyse, hazırlanıyorum ve beklemeye başlıyorum. Öğleden sonra arayacak beni. Saat iki gibi arıyor. Acil bir işinin çıktığını söylüyor görüşmeyi dörtten sonra yapabilir miymişiz? Eh, kabul ediyorum. Bu iş bugün bitsin ki bir daha karşıma çıkmasın diyerek… Sonra ani bir kararla telefon elime alıyorum ve “Bugün görüşmeyelim, ….’ya davetliymişiz yeni öğrendim şimdi araya sıkışmasın ben sana müsait olduğumda mesaj atarım.” diyorum. Yok, içimden gelmiyor o görüşmeye gitmek. Her ne kadar mantıktan yana olsam da, bugüne kadar içimden gelmeyen, yaptığımda içimin rahat olmayacağı hiçbir şeyi yapmadım. Bir saat sonra telefonum çalıyor, sıkıntıyla açıyorum. “Yarım saat çıkamaz mısın?” diyor telefondaki malum şahıs. Nereye yetişmem gerekiyorsa bırakacakmış. Mesajda yazdıklarımı tekrarlıyorum. Bilmiyorum farkında mı fakat o görüşme hiçbir zaman olmayacak. Ve ben onu beş yaşındaki Uğur olarak hatırlamak istiyorum, ben onu öyle seviyorum. Şimdiyse çağrılarına cevap vermeyerek ve mesajlarını geçiştirerek anlamasını bekliyorum. Acımasızca ve belki nankörlük bu yaptığım ama diyorum ya ben onu güzel hatırlamak istiyorum. Bıraksa da yıllar sonra bile gülümseyerek ansam çocukluğumuzu!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Cuma, Eylül 11, 2009 - ARAP SAÇINA DÖNDÜM:)
Efendim, ben öyle pek romantik bir insan değilimdir. Sevmem. Tarzım değil. Lakin ne zaman güzel bir icra görsem dayanamam ya bir yere not ederim ya da üzerinde yazı yazarım. Uzun bir süredir -ki benim için oldukça uzun- yazı yazamıyorum. Böyle de hazıra konuyorum sanat adına falan diye. Aklımda birçok şey var ancak yazamıyorum blog. Ne zaman yazacağım? Dur hele dur. Şu ders kayıdını yaptırayım, karışıklıklar bitsin yazacağım. Seni böyle karışık yazılarla da oyalamak istemiyorum. Karşık olmasın, şiir olsun. Yine hazıra konduk. Hayırlısı
SENİ SEVDİM !
Seni sevdim, Seni birdenbire değil usul usul sevdim. 'Uyandım bir sabah' gibi değil, Öyle değil nasıl yürür özsu dal uçlarına Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara... Seni sevdim... Artık tek mümkünüm sensin.
Gülten AKIN
Güzel yazmış di mi blog?
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Çarşamba, Eylül 9, 2009 - N'APICAM ŞİMDİ BEN?
Bazen ne kadar çabuk olursa o kadar iyi mi?
Kendime şaşırıyorum. Ben ne ara böyle oldum?
Ayrıca söylediğim şeylerin, ne büyük şeyler olduğunun farkında mıyım? Evet.
İnsan bir sese ne kadar çabuk alışır?
Bu sesi artık hep duymak istiyorum gibi ütopik bir cümleyi ne zaman kurar?
Peki, "Tam tersini düşünme." diyenlere rağmen tam tersini düşündün mü?
Ohoooo, hem de çok!
Aylardır beklediğim şey neredeyse kapımda. Benim yaşadağımım kafa karışıklığına bak.
En kısa zamanda daha anlaşılır şeyler yazacağım blog. 
En iyisi de dostları dinlemek...
Hee, bir de rahat olayım ben biraz.
Hadi gittim ben blog. İyileşip gelirim.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazar, Eylül 6, 2009 - BİR NEHRİN TÜKENİŞİ
Hasretin kançanağı gözlerinde oturuyorsun; seni soruyorum hiçbir şey bilmiyorsun…
Hep bir çağlayan gibi senin sevdana aktım; sen ise sularını kaçıran bir nehir gibi uzaktın...
Tükenişi bir aşkın, bir nehrin tükenişine benzer. Ne deniz olabildin, ne nehir kalabildin...
Kendin ol, kendin ol… Sen buysan başkası ol!
Buysan kederden öleceğim, başkası olursan da kimi seveceğim?
/Ne Diyarbakır anladı beni ne de sen; oysa ne çok sevdim ikinizi de bir bilsen.../ | | | Yılmaz Odabaşı |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Pazar, Eylül 6, 2009 - :(
Evcil hayvanının ölümü ardından üzülen insanları hiç anlamazdım. Bu kadar üzülecek ne vardı. Bildiğin şımarıklıktı bu. Şimdi aynı şımarıklığı ben yapıyorum. Kamuş öldü. Abartmıyorum insandan fazla severdim ben onu. Babamın bitmez tükenmez kuş sevgisi bende tam tersi bir etki yapmıştı. Babam kuşlarıyla(birçok taneler ) o kadar çok ilgileniyordu ki artık kuşları göresim yoktu. Çünkü bu ilgi ve alakayı da saçma buluyordum. (maşallah saçma bulmadığım bir şey yokmuş.) Kamuş hayatıma girene kadar öyleydi bu durum. İlk defa bir kuşu( ben kedi severdim de ) bu kadar sevmiştim. Hatta İstanbul' a giderken "Yanımda götüreyim." demiştim de yurttaki kediler aklıma gelince vazgeçmiştim. Bu sabah tüneğinde olmayınca fark ettim. Kafesin dibindeydi. Uzun bir süredir rahatsızdı. Neredeyse beklediğim ama hiç istemediğim bir durumdu. Akıbeti çöp oldu, üzülerek söylüyorum. Babam çöpe koyarken sesimi bile çıkaramadım.  
Ve artık İstanbul'a dönmek istiyorum. Etrafımda birden oluşan nereden geldiklerini bilmediğim bu insan kalabalığını bırakmam gerek. Tamam, çok sevindirici ama gerekli değil.
14 yıldır görmediğin bir insanla görüşmenin neresi mantıklı?
Neyse gittim ben blog. Bu da böyle bir yazı olsun. Zira dağınığım bugün. Gitmek var içimde. Ayrıca gidersem daha yakın olacağım isteklerime.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Perşembe, Eylül 3, 2009 - Sen böyle değildin, bunda bir iş var !
Bu aralar bir haller var bende Tam kendimi anlatacağım dediğim yerde her şeyi berbat ediyorum. Böyle değildim ya da böyleydim de yeni mi farkına varıyorum? Her şeyi berbat ederken içimde en ufak bir art niyet yok ama nihayetinde anlatabildiğin kadar anlaşılırsın. Dışardan nasıl gözüktüğümü çok merak ediyorum. Herkese de soramazsın ya.  Arkadaşların da zaten seni her halinle kabul ediyorlar, zaten o yüzden yanındalar. En azından benim arkadaşlarım öyleler. Çok kahrımı çekmişlerdir. Hala da benden iyisi yoktur. Ne şanslıyım ya. Ne zaman geçer, nasıl geçer? Bir an önce geçse iyi olacak, şu aralar feci potlar kırıyorum. Ben böyle değildim diyorum.
Ya da…
Yok yok…
Gidersem düzelme ihtimali? N’etçez Dilhun.
Hadi söyle bakalım Çokbilmiş.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
ziyaretçi de artık ziyaret edilebilsin diye:)
Kategoriler
Arkadaşlarım
• hicasliyok • Blogcu Yardım • kurabiye • obenim • kopkorn
|